25 Şubat 2014 Salı

Zeytinin Acısı

Acıyı çok severim ben. Sabah kahvaltıda zeytinyağıyla buluşmuş salatalık ve domatesin acı yeşil biberle arkadaşlığı çok lezzetlidir.

Köfteyi, çorbayı, patates kızartmasını süsleyen pul biberin acısı iştahımı açar.

Mantıya nane ile eşlik eden acı kırmızı biber pek mutlu eder beni.

Rokanın tuzlanmış acısı, hardalın sarı acısı içimi ferahlatır.

Rakının başımı döndüren acısı, şarabın dilimi burkan acısı unutturur herşeyi...

Şalgamın acısı, beklemiş peynirin acısı eğlendirir beni. Yedikçe içesim, içtikse yiyesim gelir. 

Ama zeytinin acısı acıdır, canımı acıtır. Yeşili acıtır, siyahı acıtır... Yaramı kanatır, midemi bozar, istahımı kapatır. Gözlerime dolar, yollara küser, adalara susar...

15 Şubat 2014 Cumartesi

Zaman Geç(me)

Yaralarımız kapansın diye zaman geçsin isteriz. Ama geçerken de yaşlandığımızı hissederiz.
Zaman, eski işimizi, kzıgınlıklarımızı, küslüklerimizi unutturur. Ama yenisini de katar...
Eski alışkanlıklarımızı, mutluluklarımızı, eski sevdiğimiz kıyafetleri unutturur. Ama yenisini de katar.

10 Şubat 2014 Pazartesi

Yağmur ile Kar

Bu sene yağmur da kar da yağmadı.
Ama ilk defa gökgürültülü kar yağdı, kim kime kızdı bilmiyorum ama kavga edip kaçtılar birbirlerinden. Olan bizlere oldu. Ne kar beyazlığı gördük, ne yağmur duruluğu...

Kimse içini dökmedi, bazen birlikte yağarlardı o da olmadı. İkisi de gitti başka diyarlara. Kara bulutları bıraktılar üstümüzde...

2 Şubat 2014 Pazar

Yokluğunda

Yokluğunda çok kitap satın aldım, ama okuyamadım... Sensiz kitap okumak bile çok sıkıcıydı...
Yokluğunda kahvaltı hazırlamadım hiç, kahvaltı yapamadım... Kaymak nutella bile çok tatsızdı...
Yokluğunda İstanbul Boğazı'nın akıntılarına baktım ve zamanı o akıntılara bıraktım...