24 Ocak 2016 Pazar

İstavrit tadında

                                          

Bir istavrit sürüsü bir gün balıkçı ağlarına takılmış. Görece kısa sayılabilecek ömürleri boyunca hafızalarında hiç bir şeyi tutmaya değer görmeyen bu istavrit sürüsü, balıkçı ağlarına takıldıklarında öldüklerini de unutuvermişler. Öldükten sonra ise aynı balıkçının tezgahında kızarmış bir kaç porsiyon tabağın lezzetli lokmaları olabilmek için, taze ve diri bir edayla çırpınmışlar...

Onlar tezgahta hep birlikte diri diri dans ederken iki kişi gelmiş balıkçıya. 2 kilo istavrit istemiş, hem de kızarmış olarak. Balıkçının küreğine tam tamına 2 kilo 160 gram istavrit denk gelmiş. Fazladan küreğe atlayan 160 gramın şanslı istavritleri gülüşmüşler aralarında. 2 kilo 160 gramlık istavrit topluluğu, önce suyla bir güzel temizlenmişler, hafızalarından arınmışlar, sonra da tavadaki kızgın yağda yaklaşık 20 dakika kızarmışlar. Balıkçı onları paketlemiş ve "ablaaaa sizin istavritler hazır" diye bağırmış. Kızarmış  istavritler kapalı paketlerinde sıcak sıcak, bir rakı sofrasına doğru son yolculuklarına için yola çıkmışlar. O gün mutlu bir rakı sofrasının en lezzetli davetlileri olarak, hayatlarını mutlu bir şekilde bitirmişler, ya da ben hep onların öyle hissetmiş olmalarını istemişim hepsi bu. O sofradan ise bana kala kala bir buruk kızarmış istavrit tadı kalmış, gitmemiş tadı damağımdan.

Bu benim sırrımdır - aslında ben o gün payıma düşen istavritleri bitirememişim. Bu bitirememişlik başka bitmemişliklere karışmış birbirini bitirmiş. Bu bitmemişlik benim seçimim olabilir mi ki, belki de ben sadece uyum sağlamışım. Günler geçmiş ve ben bir gün kendimi sudan çıkmış bir istavrit gibi çırpınırken bulmuşum. Aklın kalır derler ya, aklım bitiremediğim istavritlerde kalmış. Çırpına çırpına gelmişim bir Karadeniz kıyısına, üzerimde bir istavrit kokusu. Nihayet kabullenip, atmışsam da kendimi denize, Karadeniz çekmiş içine, suda çırpınmışım bir süre. Tam boğulacakken istavrit tadında bir arkadaş bulmuşum. Elime dokunmuş, yüzüme gülmüş, ben unutmuşum. Karadeniz yukarıda gökyüzüne doğru coşmuş, ben ise derinlere doğru bir istavrit edasıyla yüzmeyi öğrenmişim. Sonunda ise küçük bir istavrit olmuşum ve çok uzaklara, balıkçı ağlarının hiç gelemeyeceği denizin en derinlerine doğru açılmışım...

2 yorum :

  1. Ne güzel bir anlatım. Merak ettim işte ben. Burada bir balıkçının ağına takılır gibi takıldım. Rakı sofrasına gitmektense engin denizlere tekrar dönmek lazım. Bir umut yaşayanlar için sevmek ve sevilmek lazım. Buradan feyz alınır arkadaş... Yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok çok teşekkürler, eğer böyle hissettirebildiysem ne mutlu bana :)

      Sil